Karakalem Portre Hediye Siparişi

site içi arama
siteyi face profilinde paylaş

Go to content

resim yapan kalemin yazilari

makaleler

DÜŞTEN ÖNCE DÜŞENLER
İçinden çıkamadığımız bazı durumlar vardır. Çıkarız da aslında sonsuz bir yetenek gerekli.
Soyut ya da figüratif resimler gören konuklarımızdan gelen masumane ama iğneleyici bir soru: ''Burada anlatılmak istenen nedir?'' Nereden başlamalı acaba, yoksa geçiştirmeli mi? Hayır, hiç biri. Hele cevapsız bırak da gör gününü :)

Genelde belli bir sanatsal alt yapısı olmayan insanlardan gizlemişimdir çalışmalarımı. Bunu sana anlatmak için belli bir sanatsal altyapın olmalı mı demeliyim yakalanırsam. En iyisi her şeyi baştan anlatayım da kurtulayım macerasına girmek mantıklı gibi gelebilir. Ama anlatılan her sanatsal terimin ve boyutun da bir açıklamasını yapmak var işin ucunda. Bıkmadan yorulmadan onlarca dakika boğaz patlatırım: Mağara resimlerinden başlayıp halı desenlerinden doğru, toplumsal değişmelere ışık tutan sanatın belli dönemlerde şekil değiştirerek günümüzde bu hale geldiğini. Aslında şekil değiştirse de her akımın güçlü temsilcileri olduğu ve eserlerinin müzelerde sergilendiği gerçeğini kabul ettirmek zor iş değildir. Gerçekte yıllarımın bana verdiği birikimle ustaların gölgesinde meydana getirdiğim eseri nasıl kabul ettirmeliyim halka.

Tam 4 yıl boyunca sokakta resim yaptım. Sinir krizleri geçirsem de acı tecrübelerim oldu. Meğersem ki bizim Türk Halkı çok iyi bilirmiş sanat eleştirisi işini (!) Fırçayı nasıl tutmam gerektiğinden alın, taa gökyüzünü hangi renge boyamam gerektiğine kadar yol gösterirler. Bu arada biz resim yapmayı onun dizinin dibinde öğrenirken sanata dair ağır tecrübelerini sıralar:''ilkokuldayken öğretmen benim resmi yarışmaya göndermişti...'' sonuç hakkında gerekli malumat gelmez tabi.

Bu topluma kızmıyorum. Kızamıyorum da.
İnsanımızın hayali başını sokacak bir ev olmuştur, daha güzel düşler kurmak varken. Dört duvar arasında yaşamanın neyi hayaldir demek yanlış olur bu toplumda. Hep en azla yetinmeyi görmüşüz. Sevinç bizim için cimbom'un feneri yenmesidir. Gurbette hemşehriyle karşılaşmaktır. Maaşımızın zamanında ödenmesidir.

Kızamıyorum bu aziz millete giyinmek yakışanı giymek değil temiz bulduğu eski kıyafetini üstüne geçirmektir. Magazin basınında kimin kiminle yatıp kalktığını izlemektir boş vaktin değerlendirilmesi. TV'de ahlaksızlığın en alasının yapılarak beyinlerin uyuşturulması, her kötü şeyin doğru gibi enjekte edilmesidir eğlence anlayışımız. O kadar şehit verildiğinde kimsenin haberinin olmaması ama Bihter'in ölümüne güzel ülkem Türkiye'nin ağlamasıdır acımız...

Faruk ÇANKAYA

YANAN GEMİLERİ SÖNDÜRMEK
İlginç bir dünyada yaşıyoruz. Kimimiz muhafazakar, kimimiz hümanist, kimimiz dindar. Okul yıllarında çarşaf çarşaf atasözlerini, deyimleri okuduk, anlamaya çalıştık. Damlaya damlaya göl yaptık, Kendi kendimize düştük ağlamadık. Hep belli kalıplarda yetiştirilmeye çalışıldık. Bu kimin işine geliyor sorgulayan oldu mu bilmem. Kanunlara sadık kalmayı ve onlara itaatin bizi iyi insan yaptığını öğrendik. Fakat topluma yön veren on büyük başın altısının yasal olmayan fiiller işlediğinde olayın nasıl yasallaştığına akıl erdirebilen olmadı, öğretilmedi de.

Yaptığımız icraata meslek mi denir bilmem. Bizler ressam ya da sanatçı diyoruz. Meslek desek gelir kapısı. sanatçı desek kendini hiçe sayarak toplum yararına özgün işler çıkartma uğraşıdır temenni edilen. Adını siz koyun. Yaş dönemlerimizde dalımızı budağımızı eğen, bizi maymuna çeviren bu sistemin bizden sanatçılığımızın hakkını vermemizi istemesi ne büyük tezattır. Artık bükülmez bir olgunluğa ulaşan, zorlandığında kırılan fikirler sanatçının ne kadar işine gelir bilinmez. Üniversitede öğrencilik yıllarımda bazı profesörler Empresyonizm sanat akımına ve sanatçılarına ateş püskürürken bizler bunu bir çıkmaz sokak, düşüncelerinin karşısındaki en büyük engel olarak görebiliyorduk. Bahsettiğim hocanın atölyesindeki bir öğrenci arkadaşım şunu söylemişti: ''2. Sınıfta bu atölyeye başladım elma çiziyordum. Son sınıftayım hala elma çiziyorum. Demek ki üniversite boyunca bir elma çizmeyi beceremedik.'' Atölyenin mezuniyet sergisine gittim sadece elmalar vardı.

Sanat ne zaman saltlıktan çıkıp seriiliğe girdiyse adını zanaat koydular. O zaman sanat yok tezini savunmamak içten bile değildir. Her yapılan bir resim farklı da olsa diğerinin üstüne bişeyler koyuyorsa ve maddi olmasada en azından ressama itibar kazandırıyorsa işin sonunda çıkar var. İtibarı da saymayalım sonunda yine ressama haz veriyor.

Batı yıllarca sanattaki yaratıcılıktan bahsederken İslamiyeti canlı silüeti konusundaki kısıtlamalarından dolayı hor görmeye çalıştı. Bırakalım insan yaratabilir mi? İslamiyet yasak getirmiş mi tartışmalarını. Kendilerine şunu sormak lazım. Yaratıcılıktan bahsederken neden hala belli kalıplardaki varlıkların figürleriyle sanatını kalkındırmaya çalışırsın? Görmez misin ki İslamiyetin sanatçıya hediye ettiği sonsuz kadar rengi, çizgiyi, dokuyu. Tüm algı ve duyularımızı kapatıp düşünelim. Aslında bizim inanç sistemimizin sanatçıya hediye ettiği sonsuz özgürlük onların doğadaki varlıkları taklit etmelerinden daha geniş değil midir?

Bırakın da sanatı, sanatçıyı işini yapsın. Yaptığı eser karşılığında sizin ona küçücük bir katkınız olacaksa gerisini eseri üretirken aldığı hazla tamamlayacaktır. Üreten her zaman sanat sahibiyken kimsenin onu deforme etmeye hakkı yoktur. Sözüm onlara:''sizler gemileri yakmaya çalıştıkça biz sanatçılar söndüreceğiz.''

Faruk ÇANKAYA

Ana sayfa | karakalem portre | galeri | iletisim | hakkımızda | çerçeveler | ücretler | makaleler | Site Map


Back to content | Back to main menu